19 Haziran 2012 Salı

Başkan Kızıl'ın Cezaevi Günleri

Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl, tutuklanmasına yol açan olayları ve cezaevi günlerini anlattı

'Doğmadan önce annem bana sorsaydı, kesinlikle Gaziantep'te doğmak isterdim. Bu olayla bana 'Gazi'lik unvanı verdiler. Ben de artık bir Gazi ve Gaziantepliyim!



Mali Suçlar Araştırma Kurumu'nun (MASAK) Gaziantepspor'a yönelik operasyonu kapsamında 70 gün tutuklu kalan kulüp başkanı İbrahim Kızıl, bu süreçte yaşadıklarını anlattı. Tahliye olmasının ardından, dostları ve akrabalarının ziyaretçi akınına uğrayan Kızıl, 'Doğmadan önce annem bana sorsaydı, kesinlikle Gaziantep'te doğmak isterdim. Bu olayla bana Gazi'lik unvanı verdiler. Ben de artık bir Gazi ve Gaziantepliyim' dedi. Kızıl, duygularını ve zor günleri şöyle anlattı:

GÖRMEK LAZIMMIŞ AMA
BEN sabah 05.30'da İstanbul'da evimden alındım. Demek ki cezaevini görmek lazımmış. Benimle beraber cezaevine gelen 15 kişi vardı. Bizim için sanki rüya gibiydi. Bir baktım, gerçekten cezaevine gidiyoruz! Orada bizimle gelen yaşlı bir adamı sordum. Başka bir davadan yargılanıyor sandım. Sordum, 'Senin ne işin var?' diye. 'Başkanım sizinle beraberim' dedi. 'Bizim şirkette veya kulüpte mi çalışıyorsun' diye meraktan sordum. 'Yok' dedi. Sonra söyledi, 'İşte sizinle bir iş yaptım. İnşaat, malzeme, çim falan' diye... Anladım ki, bir fatura işi. Bir başkan fatura işinden ne anlar?

TANIMADIĞIM SAYISIZ İNSAN!
NEYSE, cezaevine girdikten sonra tanışma merasimine geldik. Benimle beraber 9 kişi aynı yerdeydik. Kardeşim Mehmet'i, Sabri Hamamcı'yı, iki eniştemi, bir de bizim şirketin muhasebe müdürünü tanıyorum. İki genç çocuk vardı, onlara 'Siz kimsiniz' diye sordum. 'Biz kulüpte çalışıyoruz' dediler. Ya Allah aşkına böyle bir örgüt olabilir mi?
İKİ eniştem de namazında niyazında insanlar. Onları orada gördüm, insan olduğumdan utandım. Gece bakıyorum, ya namaz kılıyor ya Kuran okuyor. Ben diyorum; 'Allah belamı versin, değer mi bu dünya malına! Bu insanlara günah değil mi.' Hadi ben yemişim, bu insanların ne günahı var! Sadece talimatla para götüren insanlar, güvendiğimiz insanlar oldukları için. Demek enişte, kayınlar, akrabalar ve şirkette çalışanlar bir araya gelince örgüt oluyormuş.

Tamam mı devam mı kararını veremedim
ONURUM incindi, üzüldüm. Görevden geçici uzaklaştırıldık. Gaziantepspor Başkanlığı'na tamam mı, devam mı bilmiyorum. Şu anda bir yönetim var. Akrabalarımla, yakın dostlarımla bir araya geleceğiz. Bu iş beni aştı. Gaziantep metropol bir şehir. Burada hiç yoksa 350-400 bin Urfalı hemşehrimiz var. Hepsi de üzüldüler. Bunları oturup düşüneceğiz.

Biri benim çocuğuma 'baban hırsız' dese...
Benim bir iş adamı kimliğim var. Bir kendini bilmezin mektubuyla başımıza bir sürü şey geldi. E devlet de o mektubu dikkate almak zorunda tabii. Sonuçta yakalandık gittik. Ben biliyordum cezaevine gireceğimi. Yakalanmadan 2 gün önce de büyüklerime söyledim. Gidip hesap verip geleceğim, bunların başına geleceğini biliyordum. Boynumun ölçüsünü alacaklarını biliyordum. Çünkü bilirkişi öyle bir rapor yazmış ki, adam kulübe aktardığım paraları görmüyor, ama kulübün bana verdiği, şirkete aktardığı paraları görüyor..!
HADİ ben İbrahim Kızıl olarak kulübün paralarını götürüyorum, arkadaş bu kulüp nasıl besleniyor, soran var mı? Bu futbolcuların paralarını kim, nasıl ödüyor? Neden sormuyorsunuz? Biz bundan dolayı içeri girdik... Üzülüyorsun tabii ki. Bunun yanında çoluk çocuğun durumu var. Hepsi okula gidiyor. Biri çıkıp benim çocuğuma, 'Baban hırsızlık yapmış'... Ömür boyu bu laf unutulur mu? Bunu silmeye kimin gücü yeter? Bunun vebalini ne para ne de fabrikalar götürür.

HAYALİYDİ, OKUMADIM!
BEN iddianameyi bile okumadım. Çünkü yaptığım işi çok iyi biliyorum. Siz sabah ne yediğinizi bilmiyor musunuz? Ben şimdi sana desem ciğer kavurması yedin, sen yememişsen neden yedim diyeceksin ki. Onun için, olmayan bir şeyi, hayali bir şeyi neden okuyayım ki!

Kayyumu istediler
BÜTÜN futbolcularımı tebrik ederim. Bu hassas dönemde üstümüze o kadar çok gelmişlerdi ki... Kulübün dağılması için, futbolcular kaçsın diye baskılar oldu. Kulüp kayyuma kalsın istediler. Ama o kadar onurlu, şahsiyetli ve asil bir kadro oluşturmuşuz ki, hepsi sahiplendiler. Hatta bana da geldiler; 'Başkanım yemin ederiz ki Avrupa'dan da isteseler transfer olmayacağız. Hiçbir para almadan senin onun için çıkıp sahaya oynayacağız' dediler. Ve hüngür hüngür ağlayıp gidenler oldu.

Eli sopalı, pala bıyıklı gardiyanlar!
CEZAEVİNDE iken gündemi yakından takip ediyorduk. Kaldığımız yerde televizyon vardı. Herkeste olduğu gibi bir şeydi, sadece bize özel bir şey değildi. Bir kere eski dönemler kapanmış cezaevinde. Televizyonlarda gördüğümüz pala bıyıklı eli sopalı gardiyanlar yok. Hepsi üniversite mezunu insanlar. Hepsi saygılı ve kibar kişilerdi. Filmlerde gösterilen o şeyler belki de çok abartılıydı.

Voleybol maçlarını unutmam
CEZAEVİNDE günlerimiz dolu dolu geçti. Ben hayatımda voleybol oynamamıştım. Orada günde 2 saat oynuyorduk. Hep benim takım kazanırdı. Takımın vazgeçilmez oyuncusuydum. Bol bol spor yaptım. Günde yarım saat yürüyüş yapardım. 70 günde iyi bir spor yaptım diyebilirim.

Dany'nin gitmesi gerekirdi
DANY'Yİ satmak zorundaydık. Onunla hiç sorunumuz yoktu ama adı çıkmıştı bir kere. Gitmesi gerekiyordu. Bir de bunun yanında kulübümüze kazanç sağlamamız gerekiyor. Bütçede açık vermemek için onu satmamız şarttı. Dany'nin kısmeti çıkmıştı. O da G.Saray'a gitti. G.Saraylılar bize, 'Allah sizden razı olsun, çok iyi bir oyuncu aldık' dediler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder